IPPCC’nin 2023 Sentez Raporu'na (AR6) göre sera gazı emisyonlarındaki artış devam etmektedir. İnsan eliyle yürütülen faaliyetlerin bir sonucu olarak yükselen sera gazı emisyonları, küresel ısınmanın tartışmasız tetikleyicileridir.
Aynı rapora göre küresel yüzey sıcaklığı 2011-2020’de 1850-1900 sıcaklığının 1,1°C üzerine çıkmıştır. Küresel sıcaklık artışıyla beraber gezegenimizin iklim sisteminde meydana gelen ve bin yıllardır eşi benzeri görülmemiş değişiklikler, yükselen deniz seviyelerinden aşırı hava olaylarına ve hızla yok olan buzullara kadar pek çok yıkıcı sonuca neden olmaktadır.
IPCC Raporunda paylaşılan küresel ısınmaya dair bulgulardan satır başları;
- Sera gazı emisyon konsantrasyonu son 2 milyon yılda benzeri ölçülmemiş yüksek seviyedir. Buzulların geri çekilme seviyesi son 2.000 yılda gözlenmemiş seviyededir.
- Geride bıraktığımız 10 yıllık dönem, son 125.000 yılın en sıcak dönemi olmuştur.
- Deniz seviyesindeki yükselme, son 3.000 yılın herhangi bir yüzyıllık döneminden daha fazladır.
- Okyanuslarda ölçülen ısınma son buzul çağından bu yana en yüksek hıza erişmiştir.
- Okyanuslardaki asitleşme oranı son 26.000 yılın en yüksek seviyesindedir.
İklimin insan ve ekosistemi üzerindeki olumsuz etkileri beklenenden daha yaygın ve şiddetlidir.
Küresel nüfusun yaklaşık yarısı yılda en az bir ay boyunca şiddetli su kıtlığıyla mücadele etmektedir. Yüksek sıcaklıklar sıtma, Batı Nil virüsü ve Lyme hastalığı gibi vektör kaynaklı hastalıkların yayılmasına yol açmaktadır.
2008’den bu yana seller ve fırtınalar yılda 20 milyondan fazla insanı yaşadıkları coğrafyalardan göç etmek zorunda bırakmıştır. Isınmanın her bir artı derecesi bu tehditleri daha da yoğunlaştıracaktır. Örneğin, bu seviyede bir ısınmayla dünyanın kurak alanlarında 950 milyon insan su stresi, sıcaklık stresi ve çölleşme yaşayacak, sele maruz kalan küresel nüfusun payı ise %24 artacaktır.
IPCC raporuna göre iklim değişikliğine uyum önlemleri küresel ekosistemin dayanıklılığını artıracaktır.
Uyum çözümleri ölçeklendirmek için çok büyük miktarda finansmana ihtiyaç duyulmaktadır. 2023 itibarıyla 170 ülkede iklim politikaları adaptasyonu değerlendirilmekle beraber, çoğunda planlamadan uygulamaya geçilmemiştir.
IPCC’ye göre, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamaları için 2030’a kadar yılda 127 milyar dolara, 2050’ye kadar ise yılda 295 milyar dolara ihtiyaç bulunmaktadır.
İyi olan bulgu, yeterli destek durumunda kanıtlanmış ve kolayca uygulanabilecek adaptasyon çözümlerinin iklim risklerine karşı dayanıklılık oluşturabileceği ve çoğu durumda eş zamanlı olarak daha geniş sürdürülebilir kalkınma faydaları üreteceğini işaret etmektedir.
Düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş birbiriyle yakından ilişkili çok çeşitli itici güce ve kısıtlamaya bağlıdır.
Son on yılda kayda değer ilerlemenin sağlandığı sonuçlar umut vermekle birlikte, iklim krizinin ortaya koyduğu olumsuzlukları sınırlandırmak, benimsenen politikaların güçlendirilmesini, çabaların koordine edilmesini, ülkeler arasında olduğu kadar sektörel iş birliğini de gerektirmektedir.
Dünya Meteoroloji Örgütü, COP28’de sert bir uyarı yayınlayarak, gezegenimizin sıcaklığındaki artışın ön çalışmalardan edinilen bulgulara göre 2023’te 1,4°C dereceye ulaşacağını açıkladı.
Fosil yakıtların neden olduğu iklim değişikliği sonucunda yükselen sıcaklıklar ve Doğu Pasifik’te El Niño* doğa olayının ürettiği iklim etkisinin birleşmesi 2023 yılının rekor sıcaklıklara sahne olmasına yol açmıştır.
Bilim insanları, El Niño’nun iklim üzerindeki etkisinin kış aylarında zirveye ulaşması ve sıcaklıkların daha da yükselmesi nedeniyle 2024’ün daha da olumsuz iklim ve sıcaklık koşullarına sahne olabileceğinden endişe etmektedir.
Kapsayıcı bir hedef olan AB Yeşil Mutabakatı, Avrupa kıtasının 2050’ye kadar karbon nötr ilk kıta olmasını öngörmektedir.
AB, 2050’ye kadar daha temiz bir çevre, daha uygun fiyatlı enerji, daha akıllı ulaşım, yeni istihdam imkânları ve genel olarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmayı hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşmak için 2019 yılında açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı tarımdan sanayiye, enerjiden ulaştırmaya kadar pek çok iş kolunda yeşil dönüşümü öngörmektedir.
AB, sıfır karbon yolculuğuna doğru ilerlerken bu sürecin ekonomisinde yaratacağı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak üzere Sınırda Karbon Düzenlemesi mekanizmasını devreye almaya hazırlanmaktadır. Bu mekanizma ile AB’ye yapılacak ihracatlarda karbon fiyatlandırması olmayan ülkelerden bir ücret/vergi talep edilmesi söz konusu olacaktır. Sınırda Karbon Düzenlemesi esas olarak AB’nde iklimi korumak için atılacak adımların maliyetine katlanacak şirketleri koruyarak, rekabet güçlerini artırmayı hedeflemektedir.
İhracatının önemli bir bölümünü AB’ye yapan Türkiye’nin, AB’nin "yeşil dönüşümünden" etkileneceği öngörülmektedir.
Vergi muadili bir uygulama olacak sınırda karbon düzenlemesi Türkiye’nin GSYİH'si üzerinde bir maliyet oluşturacaktır. Çimento, elektrik üretimi, gübre, demir çelik, alüminyum gibi sektörlerde maliyetleri çok arttıracağı gibi asıl sorun iklim krizine karşı kalıcı politikalar ve uygulamalar ortaya koymadıkları sürece Türk şirketlerinin finansmana erişimde yaşayacağı zorluklar olacaktır.
T.C. Ticaret Bakanlığı öncülüğünde tüm kamu ve özel sektör koordinasyonu ile dokuz temel kriter altında otuz iki gaye ve seksen bir aksiyon içeren bir Eylem Planı da açıklanmıştır. Yol haritası niteliğindeki plan ihracatta rekabetçiliğin geliştirilmesini, Türkiye’nin uluslararası arenada rekabet gücünün geliştirilmesini, Türkiye’deki yeşil yatırımların artırılmasını ve aynı zamanda ülkemizin yeşil yatırımlar için bir cazibe merkezine dönüştürülmesini hedeflemektedir.
Sınırda karbon düzenlemesi ilk aşamada ihracatçı şirketlere bir yük oluştursa da orta ve uzun vadede ülkemizin bu pencereyi döngüsel ekonomiye geçiş için bir fırsat olarak görmesi ve değerlendirmesi önem taşıyacaktır.
*El Niño-Güney Salınımı (ENSO), dünyanın çeşitli bölgelerindeki iklim modelleri üzerinde büyük etkisi olan atmosferdeki değişikliklerle birlikte ekvatoral Pasifik’teki okyanus sıcaklıklarındaki dalgalanmalarla karakterize edilen tekrarlayan bir doğa olayıdır.